Başarsoft Yönetim Kurulu ve TOBB Türkiye Yazılım Meclisi Yazılım İhracatı Komite Başkanı Alim Küçükpehlivan, Endüstri Radyo ‘Reel Piyasalar’ programında, Çetin Ünsalan’ın canlı yayın konuğu oldu.
Programda yazılım envanterinden, yapay zekaya; sektördeki çok başlılıktan, kurumsal yazılım desteklerine kadar pek çok konu gündeme geldi.
“Yazılım envanterini çıkaran, ürünleşmeyi teşvik eden ve kendi yerli yazılımını ‘egemenlik meselesi’ olarak görüp destekleyen bir Türkiye, geleceğin dünyasında sadece kullanıcı değil, oyun kurucu olacaktır.”
“Bugün artık ciddi bir yazılım endüstrimiz oluşuyor. Özellikle oyun sektörü bu konuda başı çekiyor; ancak bizi gerçek bir ‘yazılım sanayicisi’ yapacak olan şey, Almanya örneğinde olduğu gibi kurumsal yazılımlardır.”
“Proje terzi usulüdür; bir kişiye yaparsınız ve biter. Oysa ürünleşme; yazılımın sizden bağımsız çalışabildiği, dokümantasyonuyla, desteğiyle ve kendi ekosistemiyle son kullanıcıya ulaştığı bir modeldir. Ar-Ge desteklerimiz çok iyi; ancak Ar-Ge’nin hasada, yani ticari bir ürüne dönüşmesi noktasında odaklanma eksikliğimiz var.”
“Yazılım envanteri ile yerli muadili olan yazılımların bilinirliği artarak, yabancı yazılım bağımlılığı azalacak. Öte yandan kamu ihale düzenlemeleri ile ‘biz kendimiz yazarız’ ya da ‘milli şirketimize
ihalesiz verelim’ yaklaşımı yerine, envanterdeki yetkin özel sektör şirketlerinin ürünleşmiş çözümleri ön plana çıkacak.”
Yazılım dünyasında uzun süredir devam eden bir tartışmayı gündeme getiren Ünsalan, “Yazılım bir hizmet mi, bir ürün mü, yoksa bir sanayi dalı mı?” şeklindeki sorusu üzerine Küçükpehlivan, bugün gelinen noktada, yazılımın bir sanayi dalı olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de ister mal, ister hizmet üretin, temelinde yazılım yoksa o işletmelerin bir ayağının eksik kalacağına vurgu yapan Küçükpehlivan, bu durumdaki firmaların rekabet yarışında koşmalarının mümkün olmayacağını söyledi. Küçükpehlivan, “Bugün artık ciddi bir yazılım endüstrimiz oluşuyor. Özellikle oyun sektörü bu konuda başı çekiyor; ancak bizi gerçek bir ‘yazılım sanayicisi’ yapacak olan şey, Almanya örneğinde olduğu gibi kurumsal yazılımlardır. Almanya’nın bilişim ihracatının üçte biri, kurumsal yazılımlardan geliyor. Yazılımı, sanayi ile buluşturacak mekanizmaları acilen kurmamız gerekiyor” dedi.
Yazılımının, ürüne dönüşmesine odaklanmalıyız
Türkiye’de sorunları hızla çözen, proje yapan, çok ciddi bir insan kaynağının olduğuna vurgu yapan Küçükpehlivan, yazılımın projeden, bir sanayi ürünü haline gelmesi sürecinin önemine dikkat çekti. Yazılımın bir kere yazılıp, bin kere satıldığında kârlı ve sürdürülebilir bir endüstriye dönüşebileceğini belirten Küçükpehlivan, “Proje ise terzi usulüdür; bir kişiye yaparsınız ve biter. Oysa ürünleşme; yazılımın sizden bağımsız çalışabildiği, dokümantasyonuyla, desteğiyle ve kendi ekosistemiyle son kullanıcıya ulaştığı bir modeldir. Nasıl ki Almanya’daki mühendisi tanımadan otomobilini kullanabiliyorsanız, yazılımın da böyle tüketilebilir bir emtia haline gelmesi lazım. Üniversitelerimizde yazılım geliştirme öğretiliyor ama ‘ürünleşme’ süreci anlatılmıyor. Ar-Ge desteklerimiz çok iyi ancak bu Ar-Ge’nin hasada, yani ticari bir ürüne dönüşmesi noktasında odaklanma eksikliğimiz var” dedi.
Envanter, ‘akıllı tercih rehberi’ olacak
Milli Teknoloji Genel Müdürlüğü’nün üzerinde çalıştığı, ‘Yazılım Envanteri’ projesini hatırlatan Ünsalan’ın, “Bu envanter neden bu kadar hayati? Türkiye’nin yazılım haritası çıktığında ne değişecek?” sorularına cevaben Küçükpehlivan; envanterin, verimliliğin birinci adımı olduğunu söyledi. Türkiye’deki yazılım firmalarını, geliştirilen ürünleri ve insan kaynağını kapsamlı bir şekilde kayıt altına alacak envanter çalışmasına ilişkin Küçükpehlivan, “Elinizde ne olduğunu bilmeden mutfağa girip yemek yapamazsınız. Şu an Türkiye’de büyük bir israf var. Örneğin, bir yem karıştırma programına ihtiyaç duyulduğunda, halihazırda bunu yapmış 55 firma varken, 56’ncı firma sıfırdan yazmaya başlıyor” dedi.
Envanterin 2026 yılı içerisinde kullanıma açılmasını beklediklerini söyleyen Küçükpehlivan, bu envanterin Türkiye ekonomisi için sadece bir liste değil, ‘akıllı tercih rehberi’ olacağını ifade etti. Yazılım envanterinin tamamlandığında sağlanacak avantajlara da dikkat çeken Küçükpehlivan şunları söyledi: “Mevcut çözümlerin tekrar tekrar yazılması için harcanan kamu ve özel sektör kaynağı korunacak. Yeni mezun bir girişimci, hangi alanda boşluk olduğunu, hangi alanda rakiplerinin olduğunu görerek iş kuracak. Yerli muadili olan yazılımların bilinirliği artarak, yabancı yazılım bağımlılığı azalacak. Öte yandan kamu ihale düzenlemeleri ile ‘biz kendimiz yazarız’ ya da ‘milli şirketimize ihalesiz verelim’ yaklaşımı yerine, envanterdeki yetkin özel sektör şirketlerinin ürünleşmiş çözümleri ön plana çıkacak. Yazılım envanterini çıkaran, ürünleşmeyi teşvik eden ve kendi yerli yazılımını ‘egemenlik meselesi’
olarak görüp destekleyen bir Türkiye, geleceğin dünyasında sadece kullanıcı değil, oyun kurucu olacaktır” dedi.
Kurumsal yazılıma destek artırılmalı
Kurumsal yazılımlarda bakanlık desteklerine ilişkin bir değerlendirme de yapan Küçükpehlivan, çarpan etkisi olan, verimliliği arttıracak ve sanayiye de katkı sağlayacak yazılımlarla ilgili desteklerin, çok uyumlu ve uygun olmadığını söyledi. Geçen yıl, 7 milyar lira ihracat desteği verildiğini, bunun yaklaşık yarısının yazılım firmalarına verildiğini belirten Küçükpehlivan, “Bu desteğin 3,3 milyar lirası oyun şirketlerine, sadece 200 milyon lirası ise kurumsal yazılım üretenlere verildi. Oyun sektörünü daha fazla desteklemeliyiz ama sanayiye çarpan etkisi yüksek kurumsal yazılımlar için destekler yetersiz. Bu konuda bakanlıkla görüşmelerimiz sürüyor. Ticaret Bakanlığının destekleri ile dünyada üçüncü ya da ikinci oyun geliştirici ülke haline geldik. Almanya örneğine baktığımızda, bilişim-yazılım ihracatının üçte biri kurumsal yazılımlardan gerçekleşiyor. Yani yaklaşık 60 milyar dolar. Biz de ise yazılım gelirlerimizin yüzde 3-5 oranında kurumsal yazılımımız var. Dolayısıyla yapısal olarak da düzeltmemiz gereken ciddi bir fark var” dedi.
Yapay zeka ile ‘bende yazarım’ dönemi!
Ünsalan’ın, “Yapay zekanın, ‘ben de yazılım yazarım’ dediği bir dönemdeyiz. Bu durum, yazılımcı ihtiyacını ortadan kaldırır mı?” sorusuna cevaben ise Küçükpehlivan, yapay zekanın büyük bir yardımcı, harika bir fikir desteği olduğunu; ancak bir çözümün mimarı fonksiyonunu üstlenemeyeceğini belirtti. Yapay zekanın, iyi bir yazılımcıyı daha iyi bir yazılımcı yapabileceğini ancak yazılımcı olmayan birini uzman yapamayacağına dikkat çeken Küçükpehlivan, “Yapay zeka var, kendimiz hallederiz düşüncesi büyük bir zehirdir. Uzmanlığı ve tecrübesi olmayan birinin, yapay zekaya yazdırdığı kodla kritik bir sanayi sürecini yönetmeye çalışması, doktor yerine algoritmayla ameliyat yapmaya benzer” dedi.
Sektör ‘çok başlılıktan’ kurtulmalı
Türkiye’nin önünde büyük bir fırsat olduğunu söyleyen Küçükpehlivan, potansiyelin doğru yönetilmesi adına çok başlılıktan vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizdi. Avrupa’nın teknolojik regülasyonlarla boğuşurken, ülkemizin genç insan kaynağı potansiyeli ile yazılım teknoloji üssü haline gelebileceğini belirten Küçükpehlivan, “Yazılım sektöründe, Sanayi Bakanlığı bizim doğrudan bağlı olduğumuz bir bakanlık; Ulaştırma Bakanlığı iletişimi yönetmeye çalışıyor; Ticaret Bakanlığı destekleri veriyor. Kurumların yazılım konusundaki yetkilerinin tek bir odakta-çatı altında toplanması, çok başlılığı ortadan kaldırabilir. Tekil anlamda çok iyi şirketlerimiz var. Ama tıpkı bir orkestra gibi, iyi bir orkestra yöneticiniz yoksa ortaya kakafoni çıkar. Yani bunu iyi yönetmek lazım” dedi.
